<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İslama Giden Yolda Buluşalım &#124; İslami Site &#124; Dini Site &#124; islam Dini &#124; Müslümanlık &#124; Kuran-ı Kerim &#124; Peygamberler &#124; Sahabeler &#124; www.islamadogru.com</title>
	<atom:link href="http://www.islamadogru.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamadogru.com</link>
	<description>www.islamadogru.com</description>
	<lastBuildDate>Fri, 18 May 2012 17:10:08 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Haftada bir sohbet iyi gelir!</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/haftada-bir-sohbet-iyi-gelir.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/haftada-bir-sohbet-iyi-gelir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 17:10:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSLAMDA KADIN-ERKEK-ÇOCUK-]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/haftada-bir-sohbet-iyi-gelir.html</guid>
		<description><![CDATA[Haftada bir sohbet iyi gelir!
Konuşmak mı yoksa konusunda uzman birini dinlemek mi hoşunuza gider? Gündelik hayatın koşuşturmasıyla bunalan ruhları serinleten sohbet meclislerin[..]
Konuşmak mı yoksa konusunda uzman birini dinlemek mi hoşunuza gider? Gündelik hayatın koşuşturmasıyla bunalan ruhları serinleten sohbet meclislerinden uzak mısınız? Halbuki, sohbet meclislerine katılmak bir ihtiyaçtır&#8230;
Sohbet, duygu ve düşüncelerini karşılıklı müzakere ederek bu duygu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftada bir sohbet iyi gelir!</p>
<p>Konuşmak mı yoksa konusunda uzman birini dinlemek mi hoşunuza gider? Gündelik hayatın koşuşturmasıyla bunalan ruhları serinleten sohbet meclislerin[..]<br />
Konuşmak mı yoksa konusunda uzman birini dinlemek mi hoşunuza gider? Gündelik hayatın koşuşturmasıyla bunalan ruhları serinleten sohbet meclislerinden uzak mısınız? Halbuki, sohbet meclislerine katılmak bir ihtiyaçtır&#8230;</p>
<p>Sohbet, duygu ve düşüncelerini karşılıklı müzakere ederek bu duygu ve düşüncelerde derinleşmeyi hedef alan insanların kurdukları bir nevi arkadaşlıktır. İnsan kiminle arkadaşlık yaparsa, kimlerle oturup kalkarsa, ister istemez onların ahlakından, huy ve tabiatlarından etkilenir. Bu manada sohbet, birbirinden etkilenmenin adıdır. Nitekim insanlara peygamber gönderilmesinin temelinde, yaratılıştaki bu etkilenme özelliği yatmıyor mu? İşte asırlara ışık saçan Sahabe nesli, en hayırlı nesil olma lütfuna İnsanlığın İftihar Tablosu’yla birlikte olmakla ve O’nun sohbetinde bulunmakla ulaşmadı mı? Peygamber Efendimiz, ashabını öncelikle Dâru’l-Erkam’da yapmış olduğu sohbetlerle yetiştirmiş ve onları geleceğe hazırlamıştı. Daha sonra da bu sohbetlerini hayatının sonuna kadar devam ettirmişti. Efendimiz her biri ayrı bir yıldız olan bu devasa kametlere “Ashabım” demiştir.</p>
<p>***SOHBET, HAYATI PAYLAŞMAKTIR</p>
<p>Sohbet, ortak bir dille dertleşmek ve aynı hayatı paylaşmaktır. Bu paylaşımda yürekler benzer duygu ve heyecanlarla, hep aynı meseleler etrafında çarpar. Böyle bir beraberlikte “Birimiz hepimizdir” görüşü hâkimdir ve tam bir vahdet-i rûhiye söz konusudur. Bu vahdet-i ruhiye ile insan, dertlerinin çaresini bulur, hüzünlerini ve sevinçlerini paylaşır, ilim ve irfanını artırır.</p>
<p>İki türlü sohbetin olduğunu söyleyen bir Hak âşığı bunları şöyle açıklıyor: “Birisi güzel, diğeri kötüdür. Güzel olan sohbetin edebi ve hedefi güzeldir. Sohbetin edebi helal ve harama dikkat etmektir. Hedefi ise, Allah rızası ve cennettir. Güzel sohbet, güzel arkadaş ve güzel çevre demektir. Güzel arkadaş, din ve dünya adına hiçbir zarar vermeyen, aksine sözü ve işi ile faydalı olan kimsedir. Kötü sohbet, kötü arkadaş ve kötü çevre ile oluşur. Hedefi dünya menfaati ve boş heveslerdir. Bu beraberliğin, hedefi gibi edebi de bozuktur.”</p>
<p>Bizim sohbetlerimiz elbette hedefi güzel olan sohbetler olmalıdır. Zikir, fikir, tefekkür güzel sohbetlerin önemli bir derinliğidir. Sohbet boş zaman öldürme ortamı değildir. Peygamber Efendimiz, bizden malayani, yani boş işlerle uğraşmamızı istiyor. O yüzden sohbetlerimiz mutlaka bizi hayra sevk etmeli, madden ve manen bizi yetiştirmeli.</p>
<p>***SOHBET, BİR İHTİYAÇTIR</p>
<p>Müminler olarak hepimizin ekmek ve su kadar sohbete ihtiyacımız vardır. Özellikle de, şeytan ve avanelerinin bin bir türlü yollarla insanları doğru yoldan alıkoymaya çalıştıkları şu zamanda… Bir araya gelip duygu ve bilgi alışverişinde bulunmaya şiddetle muhtacız. Ahir zamanın dehşetli fitneleri, şeytanın profesyonelce hazırladığı oyun ve handikapları, nefsin irade tanımaz taşkınlıkları ve desiseleri arasında boğulan müminin, nefes almaya, manevî rahata, dertleşmeye ve halleşmeye ihtiyacı vardır. O yüzden sohbet meclislerine devam etmelidir. Şunu unutmamalıdır ki, Cenab-ı Hak sohbet meclislerinden, adının anıldığı yerlere gelenlerden razı olmakta ve onların yüzü suyu hürmetine böylesi kimselerin arasında bulunanları da affetmektedir. Tabiî ki sohbetlerimiz, katılımcıları Cenâb-ı Hakk’a yönlendiren yararlı konuşmalarda bulunma, söz ve düşünce ile başkalarının ufkunu açma yörüngeli olursa.</p>
<p>Hayatın hangi kademesinde bulunuyorsa bulunsun herkesin haftada bir de olsa sohbete ihtiyacı vardır. Yakın dost ve arkadaşlarınızla bir araya gelebilir, bu birlikteliklerde sizi hayra çağıran, dünyevi meşgaleler içinden bir saatliğine de olsa sizi alıp ahiretin zümrüt yamaçlarında gezdiren, size bu dünyaya gönderiliş amacınızı hatırlatan eserler okuyabilir, bu yörüngede sohbetler yapabilirsiniz. Böylesi sohbetler size hem bir motivasyon kaynağı olacak, hem de fikrî ve manevî gelişiminize yardımcı olacaktır.</p>
<p>ALİ DEMİREL / Ailem Dergisi / 250.Sayı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/haftada-bir-sohbet-iyi-gelir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Nişanlandık Ama Birbirimizi Çabuk Kırıyoruz&#8230;</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/yeni-nisanlandik-ama-birbirimizi-cabuk-kiriyoruz.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/yeni-nisanlandik-ama-birbirimizi-cabuk-kiriyoruz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 17:08:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSLAMİ VE DİNİ KONULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1239</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Nişanlandık Ama Birbirimizi Çabuk Kırıyoruz&#8230;
Yeni Nişanlandık Ama Birbirimizi Çabuk Kırıyoruz, Ne Yapmamız Lâzım
 İsmi mahfuz okuyucumuz: “Biz nişanlandık. Aynı okulda arkadaşız. Önceleri her [..] Yeni Nişanlandık Ama Birbirimizi Çabuk Kırıyoruz, Ne Yapmamız Lâzım İsmi mahfuz okuyucumuz: “Biz nişanlandık. Aynı okulda arkadaşız. Önceleri her noktada mutabık olduğumuzu düşünüyorduk. Ama nişanlanınca bazı şeylerin farklılığını hissettik. Kısacası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni Nişanlandık Ama Birbirimizi Çabuk Kırıyoruz&#8230;</p>
<p>Yeni Nişanlandık Ama Birbirimizi Çabuk Kırıyoruz, Ne Yapmamız Lâzım<br />
 İsmi mahfuz okuyucumuz: “Biz nişanlandık. Aynı okulda arkadaşız. Önceleri her [..] Yeni Nişanlandık Ama Birbirimizi Çabuk Kırıyoruz, Ne Yapmamız Lâzım İsmi mahfuz okuyucumuz: “Biz nişanlandık. Aynı okulda arkadaşız. Önceleri her noktada mutabık olduğumuzu düşünüyorduk. Ama nişanlanınca bazı şeylerin farklılığını hissettik. Kısacası sık sık tartışır olduk. Birbirimizi kırıyoruz, üzülüyoruz. Bazen ümitsizliğe kapılıyoruz. ‘Nişanlılıkta böyle olursa, evlilikte nasıl olur’ diye&#8230; Nişanlımla birlikte size yazmaya karar verdik. Ne yapmamız lâzım? Neleri önerirsiniz? Bizler tez elden bu nişanlılığı kurtarmak istiyoruz.” Bir gece adeta feryatla yankılanan bir telefon almıştım. Telefonun öbür ucundaki, bir yıl önce mezun ettiğim bir öğrencimdi. Altı-yedi ay süren nişanlılık döneminden sonra, evlilik için gün belirlemişler, ama tartışmaları bir türlü bitmiyordu. “Bu şekilde evlenirsek biz ne yapacağız? Bu yuva kurulmadan, yıkıldık” diye panik içindeydi. Kendisine göre bazı sebepleri olan bu öğrencimin tesbitleri doğruydu. Evliliğe hazırlıksız yakalanmak, evliliğin mutluluğunu silip süpürürdü. Buna âcilen bir çare bulunmalıydı. Çok sevdiğim saygılı, bilgili ve çalışan öğrencilerime sunduğum tekliflerimi sizlerle de paylaşmak istiyorum. İki farklı insanın bir bütün oluşturması, sabır, zaman ve itina ister. Nişanlılıkla başlayıp, evlilikle sürecek olan bu birliktelik, saniye saniye ihtimam, adım adım emek ister. Nişanlılık ve evlilikte bazı şeylerin istediğimiz gibi gitmemesinin önemli sebepleri vardır. Bu sebepleri aşacak ve mevcut problemlere çözüm olacak bazı pratikleri ele alalım: 1- Nişanlılığı son derece ciddiye alın, alıştığınız rahat ve bağımsız hayatla kıyaslamayın. Artık, iki kişilik farklı bir hayatı yaşayacağınız konusunda kendinize telkinde bulunun. 2- Evli her insanın, nişanlılıkta bazı güçlükleri yaşadığını, sizin de onlar gibi yaşayıp, problemleri aşma iradenizin bulunduğunu düşünün. Eğer her nişanlı, karşılaştığı problemlere bağlı kalsaydı, bugün hiçbir evlilik olmazdı. 3- Nişanlınızla her konuyu karşılıklı olarak, kırmadan incitmeden konuşabilmeniz konusunda birbirinize söz verin. Bu sözü ise, asla çiğnemeyin. Bu yolla her güçlüğü aşacağınızı bilin. 4- Problemleriniz karşısında panikleyip, “Ne olacak?” endişesine kapılmayın. Hayatın problemlerle devam edeceğine alışın. Problemsiz bir hayatın, en büyük problem olacağını bilin. 5- Nişanlılık döneminde iradenize ve dengenize sahip olun. Unutmayın ki, nişanlılık bir geçiş dönemidir. Her an bozulabilir bir niteliği vardır. Dönülmesi zor hatalar yapılırsa, bedensel ve psikolojik çöküntü bir ömür boyu sürer. 6- Nişanlılıkta problemleri değil, paylaşım noktalarını ön plâna çıkarın. Sözle dahi, şiddetten bahsedip, korku ve paniğe sebep olmayın. Sevgi ve iltifat, nişanlılığın ilâcıdır. 7- Yalnız kaldığınızda sadece kendi meselelerinizi ele alın. Problemlerinize birlikte çözüm üretin. “Şu veya bu ne demiş?” konusuyla ilgilenmeyin. Unutmayın, sizi yalnızca siz idare edip, mutlu edeceksiniz. 9- Savurgan, aç gözlü ve su gibi akan israf, evlilikte bir yıkımın ve bir mutsuzluğun habercisidir. Nişanlılıkta tutumlu olun; plânlı harcamayı ve gelecek için yatırım ve birikim plânları yapmayı öğrenin. Çünkü evlilik, nişanlılıktan ibaret değildir. 10- Birbirinize karşı açık olun. Abartılı ve imkânsız vaatler sunmayın. Sade ve yalnız olursanız, bir çift söz, bir çiçek, bir tebessümün en büyük zenginlik olduğunu görürsünüz. 11- Nişanlınızın söz ve fikirlerine değer verin. Yanlış bir söz veya davranış gördüğünüzde sert ve kesin bir tavırla onu düzeltmeye kalkmayın. Onun doğrusunu yaşayışınızla gösterin ve düzelmesi için de zamana bırakın. 12- İstek ve tercihlerinizde ısrarcı olmayın. Ortak bir noktada buluşmaya çalışın. Çünkü ailede tek kişinin isteği değil, iki kişinin isteği dikkate alınır. 13- Nişanlınıza karşı üstünlük gösterisinde bulunup, onu ezmeyin. Fazla eğitimin, fazla maaşın, fazla zenginliğin havasıyla karşınızdaki insanı hırpalamayın. O da kendi çapında sizin kadar değerlidir. 14- Problemlerinizi ertelemeyin, tazeyken çözmeye çalışın. Problemler ertelendikçe, büyür, büyüdükçe de çözümsüzlüğe doğru giderler. 15- Mevcutlarınıza razı olun, elinizdekilerle memnun olmayı bilin, başkasına özenmeyin. Siz, öncelikle siz olun. Başkası olmaya kalkmayın. Magazin basınında yer alanların, sahte gülücükleri ve renkli dünyaları sizi etkilemesin. Onların tozpembe dünyalarının gerisinde korkunç bir yalnızlık ve sevgisizlik yattığını unutmayın. 16- Nişanlılık döneminde, aile büyüklerinizin, görüşlerine değer verdiğiniz insanların tekliflerini dinleyin. Deneyimlerinden yararlanın. 17- Dinî ve ahlâkî kültürünüzü, moral değerlerinizi göz ardı etmeyin. O zaman kendinize saygınız kalmaz. Nişanlılık döneminde, Ahi Evran Veli’nin şu sözünü temel hareket noktası kabul edin: “Eline, diline, beline sahip ol.”<br />
 HALİT ERTUĞRUL Yeni Asya Gazetesi &#8220;Elif Eki&#8221; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/yeni-nisanlandik-ama-birbirimizi-cabuk-kiriyoruz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşinizi sözle de yaralamayın!</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/esinizi-sozle-de-yaralamayin.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/esinizi-sozle-de-yaralamayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 17:08:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSLAMİ VE DİNİ KONULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1237</guid>
		<description><![CDATA[Eşinizi sözle de yaralamayın!
Güzel sözün sihirli bir gücü vardır. Bıraktığı etki o kadar güçlüdür ki kökleri yerde ta derinlerde, dalları ise gür bir şekilde göklere uzanan bereketli bir ağaç gibidir.
Güzel davranışlar da sözlerin etkisini güçlendirir. Güzel söz söyleme kabiliyeti kuşaklar ötesinden gelir. Gösterilen her çaba, saçılan tohumlar misali gelecek nesillerde de etkisini gösterir. Güzel sözler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eşinizi sözle de yaralamayın!</p>
<p>Güzel sözün sihirli bir gücü vardır. Bıraktığı etki o kadar güçlüdür ki kökleri yerde ta derinlerde, dalları ise gür bir şekilde göklere uzanan bereketli bir ağaç gibidir.<br />
Güzel davranışlar da sözlerin etkisini güçlendirir. Güzel söz söyleme kabiliyeti kuşaklar ötesinden gelir. Gösterilen her çaba, saçılan tohumlar misali gelecek nesillerde de etkisini gösterir. Güzel sözler ne kadar güçlü ve yapıcı etkiye sahipse sonuçları düşünülmeden söylenen hoş olmayan sözler de o kadar tahrip edici güce sahiptir.</p>
<p>Nasıl fiziksel şiddetin en derin iz bırakanları en tahrip edici olanları aile içinde işleniyorsa kırıcı sözler de aile içinde söylendiğinde en derin, en tahrip edici izler bırakır. Çünkü aile en güven dolu ortam olması gerektiğinden kişi aile içinde en savunmasızdır, bu sebeple en sevdiğine en çok kırılır. En sevdiğinin sözünden en çok etkilenir. Güven duygusu en fazla zedelenir. Bu etki bazen kişi fark etmeden şuur altına işler. Eşlerin birbirine söylediği kırıcı sözler de bazen geçmişte iz bırakmış acıları, travmaları hatırlatır. Acılar tazelenir.</p>
<p>Eşlerin birbirine güzel söz söylemeye özen gösterdiği gibi kırıcı ve yanlış anlaşılabilecek sözler söylemekten de o kadar kaçınmaları gerekir. Bilindiği gibi aile içi iletişim, olumsuz sözlerle gittikçe bozulur. Karşılıklı atışmalar sürer gider. Hem ruh hem beden sağlığı bozulurken aile yapısı ve çocuklar da ortamdan etkilenir, ciddi sarsıntılar geçirir.</p>
<p>Ailelerde kişiliği zedeleyen kırıcı sözler genellikle kızgınlıkla söylenmekte, kişinin hem kişilik özellikleri hem de daha önce geçirdiği sarsıntılar nedeniyle travma etkisi bırakan durumlar küçük gibi görünen şeylerin etkisini büyütmekte ve öfkeye neden olmaktadır. Öfke, eşlerin söz ve davranışları üzerindeki kontrollerinin kaybolmasına ya da azalmasına yol açmaktadır. Aslında öfke çeşitli olumsuz durumlara bağlı olarak ortaya çıkan doğal bir duygudur. Öfkenin ifade edilmesinin gerekli olduğu durumlar da vardır. Fakat öfkenin ifade şekli, içinde bulunulan duruma uygun olmalıdır. Ailelerde kontrolsüz güç kullanımı ve fiziksel veya duygusal travmalar nedeniyle öfkenin doğru ifade edilmemesi sıklıkla karşılaşılan bir durumdur.</p>
<p>Eşler en çok birbirini kişilik özelliklerini hedef aldıklarında ve genellemeler yaptıklarında incitmektedirler. Davranışlar da genellemeler yapılarak eleştirildiğinde yaralayıcı olmaktadır. Cimrilik, bencillik, vurdumduymazlık gibi tanımlamalar, sıfatlar takılması da aynı etkiyi yapar. Travmaların açtığı derin yaraları da adeta yeniden kanatır. Öfkenin doğru şekilde ifade edilmesi için duygu düşünce ve davranış eğitimi gerekmektedir. Bu da eşin yerine kendisini koyabilmek, sevgi şefkat ve merhametle birlikte sabır, hoşgörü, affedicilik ve fedakârlıkla mümkündür.</p>
<p>Sözler ciddi yaralar açar</p>
<p>Söylenen söz doğru olmalı ama her doğru her yerde söylenmemeli. Öfke, bastırılan duygu ve düşüncelerin ortaya çıkmasına da neden olur, hoşnutsuzluğu artırır.</p>
<p>Ailelerin olumsuz özelliklerinin söylenmesi, eşin ailesinin kendi ailesine denk olmadığının ifade edilmesi doğru değil.</p>
<p>Fizikî özelliklerinden olumsuz şekilde bahsedilmesi eş seçiminde fiziki özellikler sebebiyle kararsızlıklardan bahsedilmesi aynı şekilde kırıcı olmaktadır.</p>
<p>Daha sonra ortaya çıkan kilo alma, öz bakım sorunları ile ilgili eleştiriler uygun şekilde yapılmadığında incitici olmakta.</p>
<p>Eşlerin sorumluluklarını yerine getirmesi ile ilgili konularda birbirlerinin yaptıkları işleri hafife alması, yetersiz görmesi, takdir etmemesi de eşleri incitir.</p>
<p>Erkeklerde öfke patlamaları daha fazla görülürken kadınlarda geçmişi unutamama ve imalı sözlerle kişiliği hedef alma ve pişmanlık ifadelerindeki kırıcı sözler daha sıklıkla görülür.</p>
<p>Uzman Psikolog: Farika Teymur Artır / Kaynak: ZAMAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/esinizi-sozle-de-yaralamayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendini tanımadan eş bulamazsın!</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/kendini-tanimadan-es-bulamazsin.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/kendini-tanimadan-es-bulamazsin.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 17:07:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSLAMDA KADIN-ERKEK-ÇOCUK-]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1235</guid>
		<description><![CDATA[Kendini tanımadan eş bulamazsın!
Evlenmeye karar verdiğinizde, karşınızdakinin uygun kişi olup olmadığını anlamak için öncelikle kendinizi tanımanız gerekiyor. Nasıl bir kişiliğini[..]
Evlenmeye karar verdiğinizde, karşınızdakinin uygun kişi olup olmadığını anlamak için öncelikle kendinizi tanımanız gerekiyor. Nasıl bir kişiliğiniz olduğunu, ihtiyaçlarınızı, evlilikten beklentilerinizi, hayat görüşünüzü ve ahlaki değerlerinizi tespit etmeniz, karar verirken işinizi kolaylaştıracaktır. Kendini tanıdıktan sonra, kişinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kendini tanımadan eş bulamazsın!</p>
<p>Evlenmeye karar verdiğinizde, karşınızdakinin uygun kişi olup olmadığını anlamak için öncelikle kendinizi tanımanız gerekiyor. Nasıl bir kişiliğini[..]<br />
Evlenmeye karar verdiğinizde, karşınızdakinin uygun kişi olup olmadığını anlamak için öncelikle kendinizi tanımanız gerekiyor. Nasıl bir kişiliğiniz olduğunu, ihtiyaçlarınızı, evlilikten beklentilerinizi, hayat görüşünüzü ve ahlaki değerlerinizi tespit etmeniz, karar verirken işinizi kolaylaştıracaktır. Kendini tanıdıktan sonra, kişinin evlenmeyi düşündüğü insana da olduğu gibi görünmesi gerekir. </p>
<p>AYNI İNANCA SAHİP OLMAK UYUM ANLAMINA GELMİYOR </p>
<p>Genellikle eşler birbirini tanımadan, biyolojik ve maddi yeterliliğe göre veya yine bu kriterlere önem veren tanıdıklarının tavsiyesine göre karar veriyor. İnancın kişiliğe getirdiği olumlu özellikler o kişinin sahip olduğu özelliklerle orantılı. Yani aynı inanca sahip olmak evlilikte mutlak bir uyumu sağlamayabiliyor. </p>
<p>EVLENİNCE DEĞİŞİLMİYOR </p>
<p>Eş seçiminde mümkün olduğu kadar açık ve dürüst davranmak gerekir. Olduğun gibi görünme ya da göründüğün gibi olma, önemli bir iç tutarlılık göstergesidir. Mutlu evlilikler aklın ve duyguların eşdeğerde ortaya konduğu ilişkilerdir. Evlilik kimsenin kişiliğini değiştirmez. ‘Evlenince ben onu değiştiririm’ mantığı sizi ancak mutsuzluğa götürür. </p>
<p>FİZİKSEL YETERLİLİK VE MADDİYAT MUTLULUĞA YETMEZ </p>
<p>Evlilikte çoğunlukla karşı tarafın fiziksel görüntüsü, maddi gücü ve sosyal becerisi üzerinde durulur. Bir kişinin belli bir yaşta olması ve parasının olması o kişinin ticarette başarılı olacağı anlamına gelmezse aynı şekilde sağlıklı bir evlilik için de kişinin belli bir yaşta olması, fiziksel görünümünün iyi olması ve maddi imkanının olması o kişinin evliliğe uygun olduğu ve evlilik yeterliliğine sahip olduğu anlamına gelmez.</p>
<p>Kaynak: Ailem Dergisi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/kendini-tanimadan-es-bulamazsin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kişinin Dargınlığı</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/kisinin-darginligi.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/kisinin-darginligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 20:24:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[HADİSLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1233</guid>
		<description><![CDATA[Kişinin Dargınlığı 
— Hazreti Âişe&#8217;nin anadan kardeşinin oğlu olan Avf ibni&#8217;1-Ha-ris&#8217;den rivayet ediliyor:
 — Âİge (Radiyailahü arha) &#8216;ya haber verildi ki, Abdullah ibni Zübeyr Hazreti Âişe&#8217;nin bir satışına — yahut bir bağışına — «Allah&#8217;a yemin ede­rim ya Âişe bundan vazgeçer yahut onun tasarrufuna engel olurum» dedi, Hazreti Âişe :
 « Bu sözü o mu söyledi?» [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kişinin Dargınlığı </p>
<p>— Hazreti Âişe&#8217;nin anadan kardeşinin oğlu olan Avf ibni&#8217;1-Ha-ris&#8217;den rivayet ediliyor:<br />
 — Âİge (Radiyailahü arha) &#8216;ya haber verildi ki, Abdullah ibni Zübeyr Hazreti Âişe&#8217;nin bir satışına — yahut bir bağışına — «Allah&#8217;a yemin ede­rim ya Âişe bundan vazgeçer yahut onun tasarrufuna engel olurum» dedi, Hazreti Âişe :<br />
 « Bu sözü o mu söyledi?» dedi Ashab: «— Evet!» dediler Hazreti Âişe dedi ki:<br />
 «—Onun bu hareketinden dolayı Allah için büyük adak olsun; ebe-diyyen İbni Zübeyir&#8217;le kelime konuşmayacağım»<br />
 üzerine Hazreti Âişe&#8217;nin İbni Zübeyr&#8217;e dargınlığı uzayınca, îbni Zübeyr (dargınlığı gidermek için) Muhacirlerle (Medine&#8217;ye hicret etmiş olan ashabla) şefaat diledi Hazreti Âişe:<br />
 «— Vallahi bunun hakkında asla kimseyi şefaatçi kabul etmem ve ebedî şekilde adamış olduğum adağımı da bozmam» dedi<br />
 Bu olay Hazreti îbni Zübeyr üzerine uzayıp devam edince, îbni Zü­beyr, (Hazreti Âişe&#8217;nin ana tarafından akrabaları olan) Benî Zühre ka­bilesinde Misver ibni Mahreme ve Abdurrahman ibni&#8217;l-Esved ibni Yeğu^ ile konuşup, bu ikisine şöyle dedi:<br />
 «— Allah aşkına! Muhakkak Hazreti Âişe&#8217;nin evine gireceksiniz; çün­kü onun bana dargınlığına adağı, kendisine helâl olmaz» Bunun üzerine Misver ve Abdurrahman, hırkalarını İbni Zübeyr&#8217;e sararak İbni Zübeyr&#8217;le (Hazreti Âişe&#8217;nin evine doğru) yöneldiler Nihayet Hazreti Âişe&#8217;den izin isteyip şöyle dediler:<br />
 «— Selâm üzerine olsun; Allah&#8217;ın rahmeti ve bereketleri de Girelim mi?» Hazreti Âişe:<br />
 «— Giriniz!» dedi Onlar dediler ki:<br />
 «— Hepimiz mi girelim, ey müminlerin annesi?» Hazreti Âişe:<br />
 «— Evet, hepiniz giriniz!» dedi Hazret Âişe, beraberlerinde İbni Zü-beyr&#8217;in bulunduğunu bilmiyordu İçeri girdiklerinde, İbni Zübeyr hareme girip (teyzesi) Âişe&#8217;yi kucakladı ve ağlayarak ondan Allah aşkına barış dilemeğe koyuldu Misver ile Abdurrahman da Hazreti Âişe&#8217;den Allah aşkına îbni Zübeyr ile konuşmasını ve itirazını kabul etmesini dilemeye başladılar Bunlar şöyle diyorlardı:<br />
 «— Gerçekten sen biliyorsun, Peygamber (Saflallahü Aleyhi ve Sellem) dargınlıktan neyi yasakladığını ve bir müslümana, üç günden ziyade kar­deşine dargın kalmasının helâl olmadığını»<br />
 Ravi şöyle demiştir :<br />
 «— Misver ile Abdurrahman vakta ki, uj armayı çok yapıp işin günah olduğu üzerinde durdular, Hazreti Âişe, onlara adağını hatırlatmaya baş­ladı ve ağlayarak şöyle diyordu:<br />
 «— Ben adak yaptım; adak ağırdır» Onlar Hazreti Âişe&#8217;ye İsrara devam edince, İbni Zübeyr ile konuştu; sonra adağından ötürü kırk köle azad etti Kırk köleyi azad ettikten sonra, geçmiş olayı hatırlar ve ağlardı, o kadar ki, göz yaşları baş örtüsünü ıslatırdı»[1]<br />
 Hazreti Âişe ile Hazreti Abdullah İbni Zübeyr arasında geçen hâdisenin ebedî bir dargınlığa götürecek kadar büyümesi şu sebep­le izah edilebilir:<br />
 Abdullah İbni Zübeyr, Hz Âişe&#8217;nin yeğenidir Yani, kız kardeşi Hz Esmâ&#8217;nın oğlu ve Hz Ebu Bekir&#8217;in torunudur Hz A i ş e &#8216;nin, Peygamber&#8217;den ve babası Ebu Bekir &#8216;den sonra en çok sev­diği kimse yeğeni Abdullah Ibni Zübeyr İdi Bu kadar sevilen bir kimseden edebe aykırı düşecek bir hareket beklenemezdi Hz Âişe -nİn cömertliği 280 sayılı hadîsle beyan edildiği gibi, ele geçirdiği şeyleri biriktirip İhtiyaç sahiplerine dağıtmaktan ibaretti, öyle ki kendisine bir şey ayırmadığı olurdu İşte böyle aşırı derecede bağtşta bulunan teyzesinin hareketini Abdullah İbni Zübeyr kendince uygun bulmadığından ona yakışacak sözde bulunmamış ve ağır konuşunuş : «Ya bu bağıştan vaz­geçer, yoksa onun tasarrufuna engel olurum» diye söz sarf etmişti<br />
 Bir rivayette de, Hz Âişe, kendine ait olan bir yeri satmıştı, Hz Abdullah buna razı olmayıp, bu sözü kullanmıştı İşte A b d u 11 a h &#8216;in bu sözünü duyan Hz Âişe haklı olarak hiddetlenmiş ve tam bu hiddeti üzerine büyük bir adakta bulunmuş Hadîs-i şerifin başında adağın cinsi açıklanmamakla beraber, sonunda kırk köle azad etmesiyle keffaret öde­diği bu adağın önemini göstermektedir<br />
 Abdullah ibni Zübeyr&#8217;in haksız davranışından dolayı onu te&#8217;dib için Hz Âişe büyük yeminde bulunmuştu Üç günden ziyade bir Müslümanın din kardeşine dargın kalmasının helâl olmadığını Hz Âişe biliyordu Sonunda şefaatçilerin İsrarları üzerine yeğeni ile konuşmuş ve hemen arkasından, yeminini bozduğundan keffaret olarak kırk kölo azad etmişti Buna rağmen yeminin ağırlığını hatırladıkça ağlar, Allah Tealâ&#8217;dan merhamet dilerdi<br />
 Hayırlı bir işi engelleyen yeminleri bozmak, yerine göre vacİb, müs-tahab ve mubah olur Anlaşılıyor kî, Hz Âişe&#8217;yi yeminini bozmaktan kaçındıran husus, adağının ağır oluşu İdi<br />
 Bir taraftan barış için devamlı İsrar, diğer taraftan adak ve yemine sadakat, her ikisinin samimî ve yüksek hislere sahip bulunuşlarının ifadesi­dir Allah her ikisinden razı olsun[2]<br />
 _____________________<br />
 [1] Buhârî: (78) Kitabü&#8217;1-Edeb, C62) Bab Fadlu&#8217;llah: Cild : 1, Sayfa: 480-491<br />
 A Fikri YAVUZ, İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred), Sönmez Neşriyat: 1/411-413<br />
 [2] A Fikri YAVUZ, İmam Buhari’nin Derlediği Ahlak Hadisleri (Edeb-ül Müfred), Sönmez Neşriyat: 1/413-414 </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/kisinin-darginligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Örtünmenin gardiyanı&#8230; / Sibel Eraslan</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/ortunmenin-gardiyani-sibel-eraslan.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/ortunmenin-gardiyani-sibel-eraslan.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 11:38:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[TESETTÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1230</guid>
		<description><![CDATA[Örtünmenin gardiyanı&#8230; / Sibel Eraslan
Avrupa&#8217;da bir perde iniyor. Belçika&#8217;dan başlayıp, Fransa üzerinden devam ederek inen bu perde, sokaktaki göçmen kadınları bir bir siliyor yollardan&#8230;
Bir silgi gibi, bir iki hoyrat darbe ile defterden silinecekmiş kadar zaten iğreti ve solgun birer harftiler onlar; Doğu&#8217;nun kadınları, göçmenler, müslümanlar, yoksullar, esmerler&#8230; Kurşun kalemle çizildikleri için mi deftere, bu kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Örtünmenin gardiyanı&#8230; / Sibel Eraslan</p>
<p>Avrupa&#8217;da bir perde iniyor. Belçika&#8217;dan başlayıp, Fransa üzerinden devam ederek inen bu perde, sokaktaki göçmen kadınları bir bir siliyor yollardan&#8230;</p>
<p>Bir silgi gibi, bir iki hoyrat darbe ile defterden silinecekmiş kadar zaten iğreti ve solgun birer harftiler onlar; Doğu&#8217;nun kadınları, göçmenler, müslümanlar, yoksullar, esmerler&#8230; Kurşun kalemle çizildikleri için mi deftere, bu kadar kolay onları sökmek hayattan. Görmemek, onlardan yana tüm korkularımızı şayet sokaklardan silinirlerse geçecekmiş gibi farzetmek, tüm öfkemizi&#8230; (alçak sesle konuşmaları, siyah gözleri, çok çocuk doğurmaya yatkın bedenleri, kıpırdadıkça üstlerinden buğular halinde yükselen baharat kokuları, avuç içlerinde irkiltici kınalar gibi hassas korkularımız)</p>
<p>Ve bir terapi gibidir beyaz ve çok bilgili Belçikalı ve Fransız politikacılar için, onları görmezsek şayet, sorun yokmuş, bitmiş veya ölmüşlermiş gibi rahatlamak&#8230; Ve bir terapi gibidir onlardan korkmamak adına, onları bir odaya kilitlemek&#8230; Silmek onları, kaldırmak hayattan. Yani örtünen kadınları. Yani tüm Şark&#8217;ı kapatmak. Bir odaya. Görünmesinler ve korkutmasınlar diye&#8230; Örtünen kadınların gardiyanlığına soyunmak&#8230;</p>
<p>Çıkarmaları gerek giysilerini. İnsanlar korkmasın diye çıkarmaları gerek üstlerini başlarını. Hatta! Soyunmak&#8230; Soyunmaları gerek Belçika&#8217;da, Fransa&#8217;da, Almanya&#8217;da yaşayan örtünen kadınların. </p>
<p>Soyunmak.</p>
<p>Ama nereye kadar? </p>
<p>Derisini mi yüzmek mesela? </p>
<p>Sınırı nedir bir kadın için görünmenin? </p>
<p>Ya göründüğü halde korkutmamanın sınırı nedir?</p>
<p>Öyle ya Bayan Koch, basbayağı görünüyor işte. Örtünürsen seni odaya kitlerim, hapse atarım, sokaklarımda yürütmem seni diyor. Bayan Koch, görünürken korkutanlardan&#8230; Feci korkunç. Hapse atarım diyor, örtünürsen&#8230; Peki örtünen kadın ne diyor? Nasıl korkutuyor sustuğu halde? </p>
<p>&#8220;Korkuyorum&#8221; diyor Avrupa Parlamentosu (AP) Başkan Yardımcısı Silvana Koch-Mehri&#8230; Çarşaf giymiş, burka giyinmiş, peçeli, örtülü kadınları gördükçe sokaklarda. Güvensizlik hissi doluyormuş içine. </p>
<p>Peki güvenmek nedir?</p>
<p>Nükleer silahlarınıza, işgallerinize, yakıp yıktığınız bunca şehre, ve öldürdüğünüz binlerce çocuğa, köleleştirerek sömürdüğünüz bunca kıtalara rağmen ve sonra iklim kargaşasına sebep olan, buz dağlarını bile eritip, suyu canlılara haram eden o büyük gelişim atlasınız ellerinizde durup dururken&#8230; Hangi güvenmek? Niye güvenmek? </p>
<p>Peki korkmak nedir?</p>
<p>Bunca sömürü, adaletsizlik, işkence, ayrımcılık işletirken kendisini&#8230; Tüm örtüsüzlüğü ile. Açık seçikliği ile&#8230; Çıplaklığı ile hüküm sürerken nefret&#8230; Farklı olana. Ötekine dair şu kadim nefret&#8230; Örtüsüz, perdesiz, pervasız, açık, soyunuk nefret&#8230; Korkmak daha çok kimin hakkıdır acaba?</p>
<p>Avrupa Parlamentosu&#8217;ndan Silvana Koch-Mehri: &#8220;Kadınları örtenler, onların yüzlerini ve böylece kimliklerini ellerinden alıyor. Burka, kadın haklarına yönelik yoğun bir saldırı ve gezgin bir hapishane&#8230;&#8221; diye yazmış&#8230; Çünkü o baktığında, karşısındaki kadının yüzünde hapishaneden başka bir şey görmüyor. Kendisi olmak hakkını kullanan her farklı kadın, Koch için henüz ele geçirilmemiş bir yurt, bir ev, bir oda&#8230; Koch&#8217;un örtünen kadını çözmesi gerekiyor, kendi aydınlık laboratuvarında, önce kabuklarından soyması, sonra deney tahtasına çivileyerek meraklı bir biyoloji öğrencisi gibi, kesip biçmesi, katmanlarına ayırması, mikroskop altında gözlemlemesi gerekiyor. Çünkü ancak deney şartlarına tabi tutulursa egzotik nesneler veya Ay taşları ya da peryot cetveline girecek yeni bir madde, farklı bir kadın yüzü, ötekinin sureti&#8230; Ancak deney şartlarında ve bilimsel kurallara riayet ederek çözümlenebiliyor. Soymak lazım. Kesmek lazım. Hataları silmek lazım&#8230; </p>
<p>Her şey Bayan Koch&#8217;un korkmaması için.</p>
<p>Her şey Bayan Koch&#8217;un kendisini daha çok güvende hissetmesi için&#8230; </p>
<p>Gezgin Hapishane&#8217;nin gardiyanı olan Bayan Koch, Müslüman kadının cezalandırılarak eğitilmesini istiyor. </p>
<p>Şimdilik.</p>
<p>Ama örtünmenin daha altlardaki anlamını henüz çözmüş değil&#8230;</p>
<p>Bu işin gardiyanlıkla veya laboratuvar asistanlığı ile kaba saba darbelerle, odaya kapatarak ya da soyundurarak çözülebileceğini zannediyor&#8230; </p>
<p>Oysa &#8220;benzemek&#8221; bile adı üstünde &#8220;aynı olmak&#8221; değildir. Tıpatıp aynısı olmayana &#8220;benzer&#8221; deriz&#8230; </p>
<p>Şimdi &#8220;gardiyan&#8221;a sormak gerekmiyor mu?</p>
<p>Soyunma cezası vererek, kendinize benzeyeceğini zannettiğiniz Müslüman Kadınların, tıpatıp aynınız olmayacağını bilmek de korkutuyor mu sizi? Güvenliğinizi sarsıyor mu, bir gün hepsini anadan üryan soyduğunuz anda dahi sizinle tıpatıp modüler bir tekrarı yapmayacak oluşları? </p>
<p>En sorunsuz ve en örtüsüz kadınları şehir kabristanlarında yatanlar arasında bulacaksınız Sayın Gardiyan&#8230; Ki onların örtüsüz, saçsız ve som kemikten kafatasları bile bir an evvel toprağa karışmak için can atar&#8230; </p>
<p>Siz, Saygıdeğer Gardiyan, gaz odaları ve krematoryumlardan geçerken tuttuğunuz hatıra defterinize, yeni bir sayfa eklemektesiniz sadece: Burka Yasağı&#8230; </p>
<p>VAKİT</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/ortunmenin-gardiyani-sibel-eraslan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Örtünmenin Sınırı</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/ortunmenin-siniri.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/ortunmenin-siniri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 11:35:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[TESETTÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1228</guid>
		<description><![CDATA[Örtünmenin Sınırı
Örtünmenin amacı bakılması haram olan yerleri kapatmaktır. Bu yerler kadınlarda el ve yüz dışında bütün bedenidir. Zor durumda ayaklar için de ruhsat vardır. Kadın namazda veya yabancı erkeklerin yanında eli ve yüzü hariç bütün bedenini örtmelidir. Örtü altından sarkan saçların da örtülmesi gerekir.
Başın yüz kısmı hariç, diğer bütün yerleri örtülmelidir. İç elbise üzerine giyilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Örtünmenin Sınırı</p>
<p>Örtünmenin amacı bakılması haram olan yerleri kapatmaktır. Bu yerler kadınlarda el ve yüz dışında bütün bedenidir. Zor durumda ayaklar için de ruhsat vardır. Kadın namazda veya yabancı erkeklerin yanında eli ve yüzü hariç bütün bedenini örtmelidir. Örtü altından sarkan saçların da örtülmesi gerekir.</p>
<p>Başın yüz kısmı hariç, diğer bütün yerleri örtülmelidir. İç elbise üzerine giyilen dış örtü ayak topuklarına kadar inmelidir. Kollar da el bileklerine kadar kapalı olmalıdır.</p>
<p>El ve yüzün namazda ve namaz dışında örtülmesi gerekmez. Ayaklar için de ruhsat vardır fakat zaruret yoksa örtülmesi daha güzeldir. Ayakların açık kalması hacetten kaynaklanınca, bir günah olmaz. </p>
<p>Nitekim, &#8220;Kadınlar süslerini (yabancı erkeklere) açmasınlar&#8221; Nûr 24/31. âyetinde &#8220;kendiliğinden görünen yerler müstesnadır&#8221; ifadesiyle bedenden bazı yerlerin açık kalabileceğine işaret edilmiştir. </p>
<p>Âyetlerdeki emre bakılınca örtünmede kadın için iki parçalı bir giysi şekli ortaya çıkar. Birincisi saç, boyun ve göğüsleri örten ve omuzlara doğru yakaların üstüne salınan baş örtüsü; ikincisi ise dış giysidir. </p>
<p>Dış giysi de iki şekilde olabilir:</p>
<p>1. Baş örtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örten büyük parça giysi.<br />
2. Baş örtüsünün altında boyundan aşağı topuklara kadar örten dış giysi.</p>
<p>Örtünmenin gayesi, avret yerlerini örterek kendini ve karşıdakini haramdan korumaktır. Bunun için önemli olan giyilen elbiselerin parçası değil, özelliğidir. Şimdi bu özellikleri kısaca açıklayacağız.</p>
<p>Semerkand</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/ortunmenin-siniri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cehennemi tadacak başörtülü kadınlar</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/cehennemi-tadacak-basortulu-kadinlar.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/cehennemi-tadacak-basortulu-kadinlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 May 2012 09:08:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[TESETTÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1226</guid>
		<description><![CDATA[Cehennemi tadacak başörtülü kadınlar
Saçlarını deve hörgücü gibi yapan kadınlar hadîsi konusunda size bir kaynak gösteriyorum;
Sahih-i Buharî’den sonra en muteber ikinci hadîs külliyatı olan Sahih-i Müslim’in Cennet 53
bölümünde şöyle bir hadîs rivayet edilmektedir:
“Ateş (cehennem) ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim. (Birinci sınıf) Yanlarında sığır
kuyruğu gibi bir şeyler taşıyıp onlarla insanlara vuran kimseler… (İkincisi) Giyinmiş çıplak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cehennemi tadacak başörtülü kadınlar</p>
<p>Saçlarını deve hörgücü gibi yapan kadınlar hadîsi konusunda size bir kaynak gösteriyorum;<br />
Sahih-i Buharî’den sonra en muteber ikinci hadîs külliyatı olan Sahih-i Müslim’in Cennet 53<br />
bölümünde şöyle bir hadîs rivayet edilmektedir:</p>
<p>“Ateş (cehennem) ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim. (Birinci sınıf) Yanlarında sığır<br />
kuyruğu gibi bir şeyler taşıyıp onlarla insanlara vuran kimseler… (İkincisi) Giyinmiş çıplak kadınlar ki,<br />
bunlar ALLAH’a taatten (itaatten) dışarı çıkmışlardır. Bunlar (hem kendileri baştan çıkmıştır), hem de<br />
başkalarını baştan çıkartırlar. Başları deve hörgücü gibidir. Bu gibi kadınlar, Cennet’e girmek şöyle<br />
dursun, onun kokusunu bile alamazlar. Halbuki Cennet’in kokusu şu şu kadar uzak mesafeden<br />
hissedilir.” (Hadîsin ravisi Ebu Hureyre hazretleridir.)</p>
<p>Gelelim saçları deve hörgücü gibi olan sözde tesettürlü kadın ve kızlara. Onları çok yumuşak, çok<br />
saygılı bir şekilde uyarmak istiyorum.</p>
<p>Önce geçen gün İstanbul’un tarihî bir semtinde gördüğüm genç bir tesettürlü hanımdan bahs edeyim.<br />
Başında çok cırtlak ve parlak renkli yemyeşil bir eşarp vardı. Ayaklarında dizlerine kadar uzanan<br />
püsküllü siyah rugan bir çizme… Dar bir pantolon… Omuzlarında atkı gibi siyah küçük bir örtü…</p>
<p>Başını örttü diye bu hanım kıza tesettürlü mü diyeceğiz?</p>
<p>Yukarıda mealini verdiğim hadîs-i şerifte “Giyinmiş çıplak kadınlar…” ibaresi yer alıyor. Evet, böyleleri<br />
tesettürlü çıplaklardır. Böyle çarpıcı, göze batıcı, tahrik edici kıyafet, çıplak kadınlarınkinden daha<br />
fazla dikkat çeker.</p>
<p>(M. Şevket Eygi)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/cehennemi-tadacak-basortulu-kadinlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tecessüs etmek (Araştırmak)</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/tecessus-etmek-arastirmak.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/tecessus-etmek-arastirmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 May 2012 13:56:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSLAMİ VE DİNİ KONULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1224</guid>
		<description><![CDATA[Tecessüs etmek (Araştırmak)
Sual: Bir arkadaş Avrupa’da bize misafir oldu Yemek yerken önce yemeği kokladı Domuz yağı var mı diye kokladım yokmuş dedi Buna çok üzüldüm kalbim kırıldı Beraber namaz da kılmıştık bana hüsnü zan etmesi gerekmez miydi? Yoksa böyle araştırmak dinin emri midir?
CEVAP
 Böyle araştırma yapmak dinin emrine aykırıdır Güya bunu din gayretiyle yapıyor Böyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tecessüs etmek (Araştırmak)</p>
<p>Sual: Bir arkadaş Avrupa’da bize misafir oldu Yemek yerken önce yemeği kokladı Domuz yağı var mı diye kokladım yokmuş dedi Buna çok üzüldüm kalbim kırıldı Beraber namaz da kılmıştık bana hüsnü zan etmesi gerekmez miydi? Yoksa böyle araştırmak dinin emri midir?</p>
<p>CEVAP<br />
 Böyle araştırma yapmak dinin emrine aykırıdır Güya bunu din gayretiyle yapıyor Böyle yapmak haramdır Bunun için her müslüman önce dinini doğru yazılmış ilmihal kitaplarından öğrenmeli fıkıh ilmini öğrenmeli Bir hadis-i şerif meali şöyledir:<br />
 (Fıkhı bilmeden ibadet eden gece karanlıkta bina yapıp gündüz yıkana benzer) [Deylemi]</p>
<p>İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:<br />
(Yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek takva değil vesvesedir Dinimiz “Haram olduğu bilinmeyen şeyleri yiyin” der Resulullah efendimiz müşrikin; Hazret-i Ömer Hıristiyanın testisinden abdest almıştır Eshab-ı kiram gayrı müslimlerin verdiği suyu içerdi Halbuki pis necis olan şeyleri yemek haramdır Kâfirler ise ekseriya pis olur Elleri kapları şaraplı olur Hayvanı Besmelesiz keserler Eshab-ı kiram bunlara rağmen necis olduğunu kesin bilmedikleri için vesvese etmeyip; et peynir gibi gıdaları alıp yerlerdi) [İhya]</p>
<p>Resulullah efendimiz bir Yahudinin yağlı yemeğini temiz mi diye sormadan yedi Bu domuz yağı mı koyun yağı mı ekmeğin hamuru su ile mi yoksa şarap ile mi yoğruldu diye sormadı Müşrik kadının su kabından abdest aldı Bunlar araştırmanın gerekmediğine birer delildir (Berika)</p>
<p>Tecessüs etmemeli Bir âyet-i kerime meali:<br />
 (Birbirinizin kusurunu araştırmayın) [Hücurat 12]</p>
<p>Suizanda bulunup da ona kötü gözle bakmamalı! Çünkü suizan haramdır Bir hadis-i şerif meali:<br />
 (Suizan etmeyin! Suizan yanlış karar vermeye sebep olur İnsanların gizli şeylerini araştırmayın kusurlarını görmeyin münakaşa haset ve düşmanlık etmeyin birbirinizi çekiştirmeyin kardeş gibi birbirinizi sevin!) [Müslim]</p>
<p>Kusurları da gizlemeli açığa vurmamalı Üç hadis-i şerif meali:<br />
(Arkadaşının kötülüğünü gizleyenin kusurları kıyamette gizlenir) [Taberani]<br />
(Arkadaşının ayıbını görmeyip gizleyen Cennete gider) [Taberani]<br />
 (Arkadaşının ayıbını açığa vuranın ayıbı açığa çıkar Hatta evinde bile rezil olur) [İbni Mace]</p>
<p>Müslümanı incitmemeli İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hiçbir insanın kalbini incitmemelidir! Kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra kalb kırmak gibi büyük günah yoktur Bir hadis-i şerif meali:<br />
(Bir müslümanı incitmek Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır) [RNasıhin]</p>
<p>Şu hususlarda da tecessüs etmemeli yani araştırmamalı:<br />
 1- Kaplama veya dolgusu olup olmadığını varsa Maliki’yi veya Şafii’yi taklit edip etmediğini sormak caiz değildir </p>
<p>2- Bu malı nereden aldın demek caiz olursa da sorunca o kimse incinirse sormak haram olur O halde güzellikle sormalı İkram ettiği şey şüpheli ise bir bahane ile yememeli Çaresiz kalırsa incitmemek için yemeli başkasına da sormamalı Çünkü kendisi işitirse daha çok üzülür Tecessüs ve gıybet ve suizan olur ki hepsi haramdır Resulullah efendimiz misafir olduğu zaman ne verseler kabul buyururdu Nerden aldınız diye sormazdı Hediye de kabul eder sormazdı </p>
<p>3- Muhtaç olduğu malı kazandıktan sonra fazla çalışmayıp ibadet etmek caizdir Bunun için çalışmayıp ibadet edene suizan ve tecessüs etmemelidir İkisi de haramdır</p>
<p>4- Söz taşıyanın verdiği haberi tecessüs etmemeli yani araştırmamalı Çünkü tecessüs haramdır</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/tecessus-etmek-arastirmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tasavvufta Onbir Esas</title>
		<link>http://www.islamadogru.com/1218.html</link>
		<comments>http://www.islamadogru.com/1218.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 05:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>hanife</dc:creator>
				<category><![CDATA[TASAVVUF]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamadogru.com/?p=1218</guid>
		<description><![CDATA[
 Hacegân yolunun esasları olarak kabul edilen şu temel prensipler, silsile-i sâdât&#8217;ın pirlerinden olan Abdülhâlik Gücdüvânî -kuddise sirruh- Hazretleri tarafından tertip edilmiştir.
   1. Huş der-dem:
   Alınan her nefeste huzuru muhafaza etmek, Allah-u Teâlâ&#8217;dan gafil olarak tek nefes bile almamak demektir.
   Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretleri: &#8220;Bu seyr-u sülük yolunda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p> Hacegân yolunun esasları olarak kabul edilen şu temel prensipler, silsile-i sâdât&#8217;ın pirlerinden olan Abdülhâlik Gücdüvânî -kuddise sirruh- Hazretleri tarafından tertip edilmiştir.</p>
<p>   1. Huş der-dem:<br />
   Alınan her nefeste huzuru muhafaza etmek, Allah-u Teâlâ&#8217;dan gafil olarak tek nefes bile almamak demektir.<br />
   Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretleri: &#8220;Bu seyr-u sülük yolunda binayı nefes üzerine kurmak gerekir.&#8221; buyurmuşlardır.<br />
   Nefes, Tarikat-ı aliye&#8217;de terakki edip yükselmenin temelidir. Nefeslerin vücuda gafletle girip gafletle çıkmamasına azami gayret sarfetmek gerekmektedir. Nefesleri gafletten korumak, kalbi huzura kavuşturur. Bunun içindir ki bütün nefesleri Allah ile alıp vererek kalpteki huzuru muhafaza etmek gerekir.<br />
   Ubeydullah Ahrar -kuddise sırruh- Hazretleri buyururlar ki:<br />
   &#8220;Bu yolda nefesi muhafaza etmeyi ve ona riâyet etmeyi mühim tutmuşlardır. Her nefesin huzur ve şuur ile alınıp verilmesi gerekir. Nefesini muhafaza edemeyenlere yolunu şaşırmış gözüyle bakılır.&#8221;<br />
   Huzurla alınan her nefes, Allah-u Teâlâ&#8217;nın Hayy ism-i şerifinin bir tecellisidir. Bir nefes huzurla alınıp veriliyorsa, o nefes diridir. Gaflet ile çıkan nefes ise ölüdür.<br />
   Allah&#8217;tan gafil olma! Bil ki sana bu nefesleri veren O&#8217;dur. Her nefeste senin hayatını tazeliyor. Bunun için sen de O&#8217;na tazim et, nimetlerine şükret!</p>
<p>   2. Nazar ber-kadem:<br />
   Bakışları ayak ucuna çevirmek mânâsına gelir.<br />
   Göz kalbin penceresidir. Gözün gördükleri kalbi meşgul eder, nazargâh-ı ilâhî olan gönülü havâtır kaplar.<br />
   Bunun içindir ki bir sâlik yolda ve izde, kalabalıkta, tenhada bakışlarını ayak ucunda toplayacak ki; hem harama bakmaktan, hem de gözünü başıboşluktan, istediği yere bakmaktan korumuş olsun. Aynı zamanda havâtıra düşmekten de kurtulmuş olur. Gönlünü toparlaması kolaylaşır.<br />
   Bu usûl Sünnet-i seniye&#8217;ye de uygun düşmektedir. Zira Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yolda yürürlerken sağa sola bakmazlardı.<br />
   Bir de var ki, insanın her yaratılan şeyde Allah-u Teâlâ&#8217;nın eserlerini görmeye çalışması gerekir. Bu tefekkür sayesinde iman tekâmül eder. Bu da bâtınîdir.<br />
   Bu gibi kimseler Hazret-i Allah ile baktığı için, her zerrede O&#8217;nun eserini, asarını seyreder. Bu, Hakk&#8217;tan Hakk&#8217;ın yarattıklarına seyirdir.<br />
   Meselâ bir yaprağı ele alır, O&#8217;nun asarını onda seyreder, azamet-i ilâhî karşısında bir zerrenin idrakinden âciz olduğunu itiraf eder.</p>
<p>   3. Sefer der-vatan:<br />
   &#8220;Vatanda sefer&#8221; mânâsına gelen bu tâbir; sâlikin kötü huylarından ve nefsani sıfatlarından sıyrılıp iyi huyların ve melekî sıfatların yurdu olan aslî vatanına sefer etmesini gösterir. &#8220;Ben Rabbime gideceğim.&#8221; (Saf f at: 99)<br />
   Âyet-i kerime&#8217;sinde geçen İbrahim Aleyhisselâm&#8217;ın beyanı bu mânâda içten içe bir manevî yolculuktur.<br />
   Mürşid aramak için girişilen maddi seferler de bu mânânın içindedir. &#8220;Hâcegân yolu&#8221;nda, mürşidini buluncaya kadar sefer edip, ondan sonra mürşidin hizmetinde ikamete geçmek ve iç seferini tamamlamak başlıca kaidelerdendir.<br />
   İmâm-ı Rabbani -kuddise sırruh- Hazretleri buyururlar ki:<br />
   &#8220;Vatana kavuştuktan sonra sefer vâki olursa, bu yolculuk vatanın kendi içinde olur. Kaldı ki    &#8216;Sefer der-vatan&#8217; Nakşibendiye büyüklerinin (kaddesallahu Teâlâ Esrârehüm) temel sözlerinden birisidir.<br />
   Bu tarikatta bu seferi, daha bidayette (başlangıçta) tattırırlar. Nihayeti bidayete yerleştirdikleri buradan belli olur.<br />
   Bu yolun yolcularından dilediklerini &#8216;Meczûb-i sâlik&#8217; yaparlar, yani meczupları sâlikler haline getirirler. Bunları önce afakî seyre atarlar, insanın dışında ilerletirler. &#8216;Seyr-i afakî&#8217; denilen bu dış yolculuk bittikten sonra &#8216;Seyr-i enfüsî&#8217; denilen insanın içindeki yolculuğa başlatırlar. &#8216;Sefer der-vatan&#8217; tâbiri işte bu ikinci yolculuk demektir.&#8221; (78. Mektup)<br />
   Bir diğer mektuplarında ise şöyle buyuruyorlar:<br />
   &#8220;Seyr-i enfüsi demek olan &#8216;Sefer der-vatan&#8217;; bütün meşayih tarikatlarında var ise de, bu ilerlemek yolun sonunda olur. Afakî seyrin konaklarını katettikten sonra bu seyre başlarlar.<br />
   Bu Tarikat-ı aliye&#8217;de ise, işe seyr-i enfüsî ile başlanır. Bu enfüsî seyr ile seyr-i afakî de birlikte gidilir. Bu seyrin, işin başlangıcında yapılması; nihayetin bidayete yerleştirilmiş olmasındandır.&#8221; (221. Mektup)</p>
<p>   4. Halvet der-encümen:<br />
   Topluluk içinde yalnızlık, halk içinde Hakk ile beraber olmak diye tarif edilen bu esas, &#8220;El kârda gönül yarda.&#8221; demektir.<br />
   Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretlerimize: &#8220;Sizin yolunuzun esası nedir?&#8221; diye sorulduğunda: &#8220;Zahirde halk ile bâtında Hakk ile olmaktır.&#8221; cevabını vermiş ve şu şiiri okumuştur:<br />
   &#8220;Kalbinden âşinâ ol, dışta yabancı görün Böyle güzel yürüyüş cihanda az bulunur.&#8221;<br />
   İmâm-ı Rabbani -kuddise sırruh- Hazretleri ise bu hususta şöyle buyururlar:<br />
   &#8220;Bu Tarikat-ı aliyenin bir başka hususiyeti de &#8216;Halvet der-encümen &#8216;dir. Başkaları arasında yalnız imiş gibi olmak demektir ve &#8216;Sefer der-vatan&#8217;dan hasıl olur.<br />
   Sefer der-vatan müyesser olunca, başkaları arasında zihnin dağılması da vatan gibi yalnızlığa sefer eder. Afaki dağınıklıklar kalbe sızamaz.<br />
   Bu yalnızlık diğer tarikatlarda ancak müntehâda, sona varanlarda müyesser olur. Fakat bu Tarikat-ı aliye&#8217;de başlangıçta hasıl olduğundan, bu yola mahsus sayılmıştır.<br />
   &#8216;Halvet der-encümen&#8217; demek, vatanî halvet kapılarını kapamak, pencerelerini örmek demektir. Yani herkesin arasında hiç kimseye iltifat etmeyecek, hiç kimse ile muhatap olup<br />
konuşmayacak. Bu demek değildir ki gözlerini yumacak, duygularını zorla muattal bırakacak.    Hayır! Böyle bir şey bu Tarikat-ı aliye&#8217;de yoktur.<br />
   Kardeşimi Bütün bu zorlamalar, yolun başında ve ortasında olur. Sona varanların bunlar için kendini zorlaması gerekmez. Herkesin arasında iken kalbini toparlamıştır, gaflet arasında iken huzurdadır. &#8220;(221. Mektup)<br />
   Âyet-i kerime&#8217;de:<br />
   &#8220;Rabbinin adını zikret ve her şeyi bırakıp yalnız O&#8217;na yönel.&#8221; buyurulmaktadır. (Müzemmil: <img src='http://www.islamadogru.com/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8)' class='wp-smiley' /><br />
Her an O&#8217;nu zikretmeye devam ederek kalbini nurlandır.</p>
<p>   5. Yâd-kcrd:<br />
   Dilin kalple beraber zikridir. Murakaba mertebesine yükselmiş olan bir sâlikin Kelime-i tevhid&#8217;i nefesini hapsederek zikretmesi demektir.<br />
   Kelime-i tevhid&#8217;in &#8220;Nefy-ü ispat&#8221; zikrinin, murakaba dersi esnasında söylenişinde gözler yumulur, dil dimağa yapıştırılır ve nefes tutularak, kalp ile bir nefeste yirmibir adet okunur.<br />
   Böylece sâlik, murakaba halinden müşahede mertebesine yükselir.<br />
   Tevhid&#8217;in iki mânâsı vardır:<br />
      1. Zahirî Tevhid: &#8220;La ilahe illallah&#8221;, Allah&#8217;tan başka ilâh yok.<br />
      2. Bâtınî tevhid: &#8220;La mevcûde illallah&#8221;, O&#8217;ndan başka mevcut yok.</p>
<p>   6. Bâz-geşt:<br />
   Zikrullah esnasında kendiliğinden hatıra gelen iyi ve kötü her fikri kovmak demektir.<br />
   Gönülde başka alâkalara yer kaldıkça, itminan teşekkül etmez ve yapılan zikir halis olmaz.    Başlangıçta bu itminana erilemese de yine zikrullahı bırakmamak ve elde edilinceye kadar devam etmek gerekir.</p>
<p>   7. Nigâh-daşt:<br />
   Muhafaza etmek demektir. Tecelligâh-ı ilâhî olan kalp evine Hakk&#8217;tan gayrı şeylerin girmesini önlemektir. Öyle ki mürid, bin kere Allah-u Teâlâ&#8217;nın yüce ismini zikrettiği halde, hatırına bir kere olsun yabancı fikir gelmemelidir.<br />
   Mevlânâ Kasım -kuddise sırruh- Hazretleri buyururlar ki:<br />
   &#8220;Nigâh daşt o dereceye erişmelidir ki, güneşin<br />
doğuşundan batışına kadar müridin gönlüne hiçbir yabancı şey<br />
uğramamalıdır. Öyle ki, insanda hayal kuvveti kendi kendini<br />
azletmiş hale gelmelidir.<br />
   Hakikat ehlince malûmdur ki, hayal kuvvetini yarım saat<br />
için bile yok edebilmek son derece güç ve nadirlerin nadiri bir<br />
iştir. Ancak bazı yüksek velilerin kân olabilir.&#8221;</p>
<p>   8. Yâd-daşt:<br />
   Hatırda tutmak demektir. Murakaba mertebesine ulaştıktan sonra sâlikin lisanla belli sayıda Kelime-i tevhid&#8217;i zikretmesidir. Bu yoldan kalbin pası silineceğinden şühûd mertebesine ulaşılır, kâinattaki sınırsız çoklukta vahdaniyet-i ilâhi müşahede edilir.<br />
   Yâd-daşt, bundan önce bahsi geçen usûllerin tahakkuk etmesidir.</p>
<p>   9.Vukûf-i Zamâni:<br />
   Mânevi yolculuğa çıkmış olan müridin, devamlı olarak geçen zamanı değerlendirmesi, zaman üzerinde dikkati yoğunlaştırması, içinde bulunduğu zamanı dikkate alması, nefes alırken ve verirken uyanık olması demektir.<br />
   Mürid bütün gayreti ile boş vakit geçirmemeye çalışmalı, bütün zamanlarını iyi değerlendirmelidir. Huzurla geçirdiği zamana ve hâline şükretmeli. gafletle geçirdiği zamanlarına da tevbekâr olmalıdır. Bir başka ifade ile kabz halinde istiğfara, bast halinde şükre devam etmelidir.<br />
   Tasavvufta bu hale ibnül-vakt de denir, bugünün vazifesini yarına bırakmamak demektir.</p>
<p>   10. Vukûf-û Adedi:<br />
   Zikir sırasında sayıya riâyet etmek, aklı doğrulukta koruyup bir yerde toplamak, dikkati teksif etmektir. Mürid verilen dersin adedine de vâkıf olmalıdır.<br />
   Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretleri zikirde sayıya dikkat ve riâyetin dağınık havâtırı toplayıp sildiğine işaret buyurmuşlar, &#8220;Vukûf-u adedî&#8221; denilen usulün ledün ilminin ilk mertebesi olduğunu söylemişlerdir.<br />
   İbadete taalluk eden hususların da zamanla kayıtlanması, bir takım kaidelere bağlanması, insanları disiplinli bir hayata sevkeder.<br />
   Zikirde sayıya dikkatin önemi olmakla birlikte, asıl olan; sayının çokluğu ve azlığı değil, zikir sayısı az olsa bile, zikredilen zâta karşı kalp huzuruna sahip olmaktır. Kelime-i tevhid&#8217;i zikrederken, nefy ve ispat anında, bedeni varlığın gidip, yerini ilâhi cezbelere terkedişi, zikrullahın gayesini teşkil eder.<br />
   11. Vukuf-i Kalbi:<br />
   Müridin her türlü bağdan, evhamdan, şek ve şüpheden; bilinen, düşünülen, hatır ve hayalden geçirilen her türlü fikir, hayal ve histen sıyrılıp, sâdık bir teveccüh ile kalbine yönelmesine, her an gönlünü Allah&#8217;a karşı uyanık tutmasına denir.<br />
   Nitekim her yerde hazır olan Allah-u Teâlâ&#8217;ya nasıl ki Kâbe-i muazzama&#8217;ya yönelerek el açılıyorsa; zikir sırasında da kalbe yönelmek, oraya ilâhi tecellilerin dolmasına zemin hazırlar.<br />
Allah-u Teâlâ insanın kalbine hakikatini yazmış, sonra da o hakikati fena sıfatlarla örtmüştür.<br />
Eğer bir kimse kötü sıfatlarını temizlerse, kalbine teveccüh ettiğinde kendi hakikatim görür.<br />
Bundan maksat, Hakk&#8217;tan başka sevgilerin kalbe girmemesidir. Aldığı ve verdiği nefesleri düşünerek daima Hakk ile olması, gelen bütün kötülük ve hatıralardan gönlünü muhafaza etmesi lâzımdır. Eğer sâlik buna muvaffak olursa kalbinde hakikat zuhur eder.<br />
   Sâlik kalbine teveccüh hususunda ısrar etse, kendi hakikati ona aşikâr olur. Böylece Hakk&#8217;ın birçok esrarı tecelli eder. &#8220;Men arefe&#8221;nin sırrı burada çözülmeye başlar.<br />
   Vukûf-i kalbi, Tarikat-ı Nakşibendiye&#8217;nin Rabıta, Zikir, Murakaba, Hıfz-ı nisbet ve Şeyh ile sohbet gibi altı rükûndan birisidir.<br />
   Bu altı rükûndan dördü muhtelif bölümlerde açıklanmış olup iki rükün bu bölümde izah edilecektir.<br />
   Nisbeti Hıfz:<br />
   Sâlik&#8217;in, mürşidine tam mânâ ile sarılması, emrinden ayrılmaması, onunla yaptığı ahd ve misakı daima düşünüp, ne ki zuhur ederse şeyhine haber vermesi gerekir.<br />
Hangi noktaya erişirse erişsin, o makamlara ve zuhuratlara şeyhinin himmeti ve kendi gayretiyle vâsıl olduğunu düşünmesi, başka kimseyle ünsiyet edip istifâde beklememesi gerekir.<br />
   Bir müridin iki mürşide nisbeti varsa o mürid iflah olmaz.<br />
   &#8220;Bir yerde olan her yerdedir, her yerde olan ise hiçbir<br />
yerde değildir.&#8221; sözü meşhurdur.<br />
   Zira bir hasta hususi bir profesörde tedavi görürken ona kanaat etmeyip bir de asistana gider, ondan da bir ilaç alırsa, iki ilaç alan hasta iyileşeceği yerde daha da kötüleşir, şifa bulacağı yerde maraz kazanır.<br />
   Bir sâlik muvaffak olabilmek için, şeyhi mükemmel ise bağlandığı yerde sabır ve sebat etmesi icabeder. Onun terakkisi üstadının muhabbetine bağlıdır. Çok çok muhabbet eder ve rabıta yaparsa, yapa yapa şeyhi bir gün onu mükâşefe makamına erdirir. Bütün bunlar lütuf ve ihsan-ı ilâhiyedir.<br />
   Şeyhe sevgi, Resulullah Aleyhisselâm&#8217;a sevgi demektir. Çünkü onun vücudu yoktur. Onun vücudu Resulullah Aleyhisselâm&#8217;da ifna olmuştur.<br />
   Yegâne sevginin Resulullah Aleyhisselâm&#8217;da olması icabeder. Ona yakın olan sevgi ise Allah-u Teâlâ&#8217;ya olan sevgidir.<br />
   Şeyh ile Sohbet;<br />
   Mürid ile mürşidin sohbeti bu yolun sünnet-i müekkedesidir. Tasavvuf yolunda terakki ettiren, sâlike merhaleler aştıran en mühim âmil mürşidin sohbetidir. Zira Ashâb-ı Kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin sohbetinde yetişmişlerdir. Sohbetten aldıkları feyz ve bereket sebebiyle onlara &#8220;Sahabi&#8221; denilmiştir. Zira onlar, Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm&#8217;ın daha ilk sohbetinde çok büyük kemâlâta kavuştular, nihayette erişilecek mertebelere yükseldiler.<br />
   Bu faziletin sebebi şüphesiz ki kitap ve kitap mütâlâa etmek değildir. Çünkü ekserisi ümmî idiler. Bu üstünlüğün sebebi bilgi ve malumatın çokluğu da değildi. Böyle olsaydı kendilerinden sonra gelip dinin bütün ahkâm ve meselelerini tafsilatıyla bilen alimlerin onlardan üstün olması gerekirdi. Şu halde onların fazilet ve üstünlüğünün sebebi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile sohbet etme bahtiyarlığına ermiş olmalarıdır.<br />
   Ashâb-ı kiram&#8217;ı Medine-i Münevvere&#8217;de yetiştiren medrese, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin Mescid-i nebevî&#8217;si idi.<br />
   Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir taraftan İslâmiyet&#8217;i yaymaya ve güçlendirmeye çalışırken, diğer taraftan da müslümanlara dinlerini en ince noktasına varıncaya kadar öğretiyor, maddî-manevî her türlü müşküllerini hallediyordu.<br />
   Son derece fasih söz söyler, gayet sade, açık ve külfetsiz konuşur, mühim bir söz söylediği zaman, iyice anlaşılsın diye onu üç kere tekrar ederdi. İstenirse kelimeler birer birer sayılabilirdi.<br />
   Bütün Ashâb-ı kiram, ondaki bu fesahat ve belagatın hayranı idiler. Sanki başlarında kuşlar varmışçasına huzur ve huşu içinde dinlerlerdi.<br />
   Bu sohbetlerden kadınlar da faydalanırdı.<br />
   Bunun içindir ki, müridin mürşid ile sohbeti, Ashâb-ı kiram&#8217;ın Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ile sohbetine nisbet olunmuştur.<br />
   Vekillerinin sohbet şerefine nail olabilmek de büyük bir lütf-u ihsandır. Onların sohbetleri yakınlık makamından doğar. Sohbet ve nazarları kalp hastalıklarına şifâdır.<br />
   Yolumuzun büyüğü Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretleri:<br />
   &#8220;Yolumuz sohbet yoludur.&#8221; buyururlar.<br />
   Mürşid ile sohbet, birçok ilâhi tecellilerin doğmasına sebep olur. Mürşidin kalbi ile müridin kalbi arasında vasıta yoktur. Hakk&#8217;a yaklaşmak, merhalelerden geçmek, kalbin itminan bulması, gizli şeylerin öğrenilmesi ancak muhabbet ve sohbet ile mümkündür.<br />
Muhabbet ve sohbet ile kazanılan feyz ve bereketin birçok şeyle elde edilemeyeceği erbabınca malumdur.<br />
   Hakk&#8217;ta fâni olan mürşidin sohbeti, Allah-u Teâlâ&#8217;nın kudretinden doğar, âli makamlardan süzülerek gelir.<br />
   Gerek sohbetleri gerek nazarları mürid için feyz kaynağı olduğu gibi, kalbinin cilasına da vesiledir.<br />
   Bir nazarı bakırı altına çevirir. Necmeddin Kübrâ -kuddise sırruh-Hazretlerine bir gün öyle bir hâl oldu ki, o hâl ile bir köpeğe nazar etti. O nazarın bereketi ile köpekte bir fevkalâdelik husule geldi. Görenler dehşet ve hayret içinde kaldılar.<br />
   Ariflerin nazarları feyz getirdiği gibi, kendi yüzlerine dahi feyz nazarı verir. Çünkü Allah-u Teâlâ ariflerden beşeri hicabı kaldırıp, zât ve sıfatının esrarını onların yüzünde beyan ve izhar etmiştir. Bundan maksat halka hidayet edebilmeleridir. Zira Allah-u Teâlâ arifler vasıtasıyla kullarına hidayet eder.<br />
   Bir müridin sohbet âdabına riâyet etmesi gerekir ki sohbetten istifade edebilsin, yoksa edemez.<br />
   Kalbini masivâdan hâli tutmalı, mürşidin huzuruna girmeye izin istemeli, edeb ve erkânı bırakmamalı, hâlis bir niyetle hürmetle huzura girmeli, mürşidinin elini öpmeli, otur derse oturmalı, tevazu göstermeli, izni olmadıkça konuşmamalı, yüzüne sebepsiz yere bakmamalı, sözlerini can kulağı ile dinlemeli ve hıfzetmeye çalışmalı, huzurunda fazla oturmamalı, âdaba uygun bir şekilde huzurdan çıkmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamadogru.com/1218.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

